Yorum ve Aşırı Yorum

Eğer bir edebiyat yapıtından beklentiniz sadece haz almak için değilse ve o edebiyat yapıtını akademik ve eleştirel bir gözle okumak gibi bir amacınız varsa, bu eleştirel bakışı kazanmanıza yardımcı olması için mutlaka okumanız gereken kitaplardan biri Umberto Eco’nun “Yorum ve Aşırı Yorum” adlı kitabıdır. Okunan bir edebi türden anlam çıkarmak üzere gerçekleştirilen bir zihinsel eylem olarak yorumlama kabiliyeti vazgeçilemez bir önem taşır. Umberto Eco bu kitabında yorumlama eyleminin ne kadar uç noktalara varıp varamayacağının, bir edebiyat yapıtından anlam çıkarabilmenin sınırlarının neler olduğunun üzerinde duruyor. Umberto Eco, edebi metin ve yazarı arasındaki ilişkinin metni yorumlamakta ne ölçüde geçerli olduğuna, okurun metni yorumlamakta ne kadar ileri gidebileceğine değindikten sonra, edebiyat metnini bağımsız olarak da değerlendiriyor.

Umberto Eco’nun yorumun sınırlarını belirlemeye çalıştığı bu kitaptaki metinler, Umberto Eco’nun konuya ilişkin üç konferansına dayanır. Eco’nun konferanstaki görüşlerine karşılık üç katılımcı birer konuşmayla itiraz etmiş ve Eco bu itirazlara dördüncü bir konferansla cevap vermiştir. Sıralamaya uygun olarak kitaba, Eco’nun görüşüne itiraz edenlerin görüşleri de alınmıştır. Kitaptaki metinlerin başlıkları ve sahipleri sıralamaya uygun olarak şu şekildedir:

1. Yorum ve Tarih / Umberto Eco
2. Metinleri Aşırı Yorumlama / Umberto Eco
3. Yazar ile Metin Arasında / Umberto Eco
4. Pragmatistin Yolculuğu / Richard Rorty
5. Aşırı Yorumun Savunusu / Jonathan Culler
6. Palimpsest Tarih / Christine Brooke-Rose
7. Yanıt / Umberto Eco

Kitapta birden fazla görüş bildiren kişinin olması, kitabın ana tezinden başka tezleri de barındırdığı anlamına gelir ki bu durumda topyekun bir özet yapmak yerine, daha sağlıklı bir özetleme adına her başlığın özetini ayrı ayrı yapmamızı gerektirir. Her metnin özetini yukarıda belirtilen sıralamayla kendi başlığı altında yapalım.

YORUM ve TARİH

Bu metinde Umberto Eco henüz metnin başlarında, daha önceki bir başka eserinde (Açık Yapıt) estetik değeri olan metinlerin okunmasında yorumcunun etkin rolünü savunduğunu belirtir. Bununla beraber metinlerin hakları ile yorumcularının hakları arasındaki diyalektiği inceleyen Eco, son zamanlarda yorumcuların haklarının aşırı öne çıktığı kanısına varmıştır ve daha yakın zamana ait çalışmalarında Peirce’ın sınırsız semiosis kavramını geliştirip, bu kavramın yorumun ölçütleri olmadığı sonucunu getirmediğini göstermeye çalıştığını belirtmiştir. Metin bir Karındeşen Jack örneği ile devam eder. Karındeşen Jack yaptıklarını incil’in yorumuna dayanarak yaptığını söylemesi karşısında okur yönelimli eleştirmenlerin tavrını sorgular. Eco, okur yönelimli paradigmaya büyük sempatisi olmasına karşın, yorumun kendi başına buyruk akıp gidemeyeceğini söylemek için verir bu örneği. Yazarın niyeti ve okurun niyeti dışında üçüncü bir olasılık daha olduğunu belirterek devam eder. Eco’nun ortaya koyduğu bu üçüncü olasılık ise “Metnin Niyeti”dir.

Umberto Eco düşüncesini üzerinde devam ettirmek üzere bir örnek daha verir. Bu örneği John Wilkns’in yapıtında anlatılan bir öyküyle verir. (Öyküye göre, efendisi kızılderili köleyi bir sepet incir ve bir mektupla yola koyar, kızılderili köle yolda incirlerin bir kısmını yer ve kalanını gönderildiği kişiye götürür. Ancak o kişi mektupta yazanları söyleyerek kızılderili köleyi incirleri yemekle suçlar. Kızılderili köle mektubun yalancı bir şahit olduğunu söyleyerek lanet eder. Bu olaydan sonra bir başka gün efendisi tarafından yine bir sepet incir ve incirlerin sayısını açıklayan mektupla yola koyulur. Yolda mektubu kendisini görememesi için taşın altına koyarak incilerin bir kısmını yer. Ancak yine incirleri yemekle suçlanınca kağıdın kutsallığına hayran olur ve incirleri yediğini itiraf eder.) Eco, kölenin öldürüldüğü ve incirlerin yenildiği varsayımıyla mektubu yıllar sonra bulun bir kişinin durumunu sorgular. Eco’ya göre, mektuptaki incir kelimesi retorik bir anlamda da olsa, alegori de olsa, belli uzlaşımsal yorumlara dayanacaktır ve kelimeyi kaçınılmaz olarak kültürü bağlamında incelemek zorunludur.

METİNLERİ AŞIRI YORUMLAMA

Bu metinde Eco, on altıncı yüzyıla ait anımsama teknikleri kitabındaki, imgeler ya da sözcükler arasında bağlantı kurma ölçütlerinden yola çıkarak iki şeyin bazı bağlamlarda birbirine benzer olduğunu gösterir. Benzerlik ölçütleri üzerinde durmaya devam eder ve her şeyin her şeye benzetilebileceği fikrine karşı örnekler verir. Bunlardan biri, “timsah” kelimesi ve “iken” zarfının birbirine benzerlik açısı için “en azından aynı cümle içindeler” denilemeyeceğidir. Eco, başka bir örnek olarak, bir metnin bir sayfasında gül, başka bir sayfasında mavi kelimesi geçiyor diye o metinden gül mavidir yargısını çıkaramayacağımızı gösterir. Eco, bu metnin büyük kısmını Dante’nin İlahi Komedya eseri için yapılan bir tahlil denemesinin yanlışlarını göstermekle devam ettirir.

YAZAR İLE METİN ARASINDA

Bu metnin konusunu, henüz hayatta olan ampirik yazarın, yazılı metni için yapılan yorumlara “Hayır, ben bunu kastetmedim” demesi durumunda bu tepkinin göz önünde bulundurmak gerekli midir sorusu oluşturuyor. Bu metinde Eco’nun düşüncesini veren en veciz cümle “Metin oradadır” cümlesidir diyebiliriz. “Metin oradadır ve ampirik yazar sessiz kalmak zorundadır” diyor Umberto Eco. Bunun yanı sıra Eco’nun yazarın tanıklığının da önemli olduğunu kabul ettiği en azından bir durum vardır. Yazarın tanıklığı metni daha iyi anlamaya değil, daha çok yaratıcı süreci anlamaya yarayabilir.

PRAGMATİSTİN YOLCULUĞU

Bir pragmatist olarak Richard Rorty, Eco’nun “metinleri yorumlamak” ile “metinleri kullanmak” ayrımına karşı çıkar. Ona göre, herhangi bir kişinin herhangi bir şeyle yapabileceği tek şey onu kullanmaktır. Bu yüzden pragmatistlerin yorumlamaları ve betimlemeleri kendi amaçları doğrultusunda gelişir. Metnin bir kısmında Richard Rorty, Eco’nun romanlarından yola çıkarak ondaki pragmatist izleri göstermeyi çalışır. Sonrasında bir tornavida örneği vererek, vida çıkarma işlevinin yanısıra tornavidayla delik açılabileceğinden bahseder. Metin doğruyu bulma ile yararlı kılmayı ayırmanın gereksizliğine değinilerek biter.

AŞIRI YORUMUN SAVUNUSU

Jonathan Culler’a göre yorum, bir çok entelektüel etkinlik gibi, ancak en uç noktasına vardırıldığında ilginç olur. Bir uzlaşmayı öngören yorum bazı koşullarda değerli olabilse de pek ilginç değildir. Uç yorumlar, ölçülü yorumlar gibi ikna edici olmasalar da, konu dışı da olsalar, ölçülü ve makul olmak gibi bir gayeleri olmadığı için, daha önce fark edilmemiş imaları ve bağıntıları keşfedip ortaya çıkarma şansları daha yüksektir. Metinde Dante’nin İlahi Komedya adlı yapıtı için Rossetti’nin yaptığı tahlile Culler da değinir. Ona göre bu aşırı yorum değil, olsa olsa yetersiz yorumdur. Culler modern eleştirinin en ilginç biçimlerinden bir çoğunun, yapıtın aklında ne olduğunu değil, neyi unuttuğunu sorduğunu hatırlatır.

Culler, Wittgenstein’ın görüşünü aktararak, buna cevap vermek suretiyle düşüncelerini söylemeyi devam ettiriyor. Wittgenstein, “bububu” demekle “yağmur yağmazsa seninle yürüyüşe çıkarım” sözünün kastedilemeyeceğini ve insanın bir dilde bir şey ancak bir şey kastedebileceğini söyler. Culler göre ise Wittgenstein bir kere bu sınır varsayımını ürettikten sonra, artık belli bağlamda “bububu” diyerek yağmur yağmazsa insanın yürüyüşe çıkabileceği olanağını anıştırmak mümkün hale gelmiştir. Culler’ın metni, aşırı yorum korkusunun bizi metinlerle yorum oyununa ilgi duymaktan kaçınmaya ya da bunu bastırmaya götürürse bunun üzücü bir şey olacağını belirtmesiyle biter.

PALİMPSEST TARİH

Christine Brooke-Rose, metine metinin başlığındaki kavramı açıklayarak başlıyor. Bu kavram, tarihin kendisinin bir kurmaca olduğudur, dile getiriliş biçimi ise çeşitlilik gösterir. Christine, çeşitli palimpsest tarihi birbirinden şu şekilde ayırır:

1. Gerçekçi tarihsel roman
2. Tarihsel bir döneme yerleştirilmiş, tamamıyla imgelem ürünü, büyünün sayısız kez araya girdiği öykü
3. Tarihsel bir döneme yerleştirilmiş, tamamıyla imgelem ürünü olup, büyünün yer almadığı ancak zaman altüst eden, çok sayıdaki felsefi, teolojik ve yazınsal anıştırma ile büyü etkisi yaratan öykü
4. Daha yakın, daha iyi bilinen bir dönem veya olayın mizahi yeniden kuruluşu. Bu romanlar görünüşte büyü içerir ancak ivmesini sanrıdan alır.

Metinde gerçekçilik ve roman üzerinde duran Christine’ın vardığı kanıya göre, romanın görevi -köklerini tarihi belgelerden alsa da- tarhin görevinin aksine, ruhsal ve imgelemsel ufuklarımızı en uç noktalarına dek genişletmektir.

YANIT

Umberto Eco, yorumun sınırlarını belirlemeye çalıştığı konferanslarına itiraz eden üç katılımcının itirazlarını bu metinde yanıtlar. Eco’nun karşı çıktığı şey bir metinden her anlam çıkarılabileceğidir, yoksa bir metnin birçok anlamı olabileceğini kabul eder; hatta bir metinden her anlamın çıkabileceğini kabul etmediği gibi, bir metinin ancak tek bir anlamı olabileceğini de reddeder. Eco, Rorty’nin tornavida örneğine cevap veriyor. Tornavida bir boşluğa sokulup döndürülebilir bir alettir, kulağa zarar verme riskiyle onu kulağınızı kaşımak içinde kullanabilirsiniz. Ancak bir tornavidayı bir kül tablası olarak kullanamazsınız. Bir kağıt bardak kül tablası olarak kullanılabilir, ancak tornavidadan kül tablası olmaz. İtirazlara, itirazlarda verilen örneklere, kavramlara, alıntılara değinen ve bunları cevaplandıran Eco, metnin genelinde yorumların kabul edilebilirliklerinin dereceleri olduğunu söyler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir